Bir Röpörtaj-Yazı Arası Birşey(İçinde Özel Bir Bilgi Var)
Alışık ve Özkul hayranı
'Sultan Makamı' dizisinden de tanıdığımız Şevket Çoruh, sinemamız için yeni bir yüz. Ama görünen o ki, bundan sonra sık sık beyazperdede izleyeceğiz kendisini.
Çoruh, sıkı bir Münir Özkul ve Sadri Alışık hayranı. 1988'den beri hem oyuncu, hem de yönetmen olarak tiyatro sahnelerinde toz yutan Çoruh, filmdeki performansıyla ilgili olarak "Yıllarca oyunculuk adına biriktirdiğimiz taşları, Ömer Vargı almasını bildi" diyor.
Filmde bütün oyuncular çok iyi. Ama siz Sudi'ye çok iyi hayat veriyorsunuz.
Bunda yönetmen ve yapımcı olarak Ömer Vargı'nın etkisi ne kadar?
Oyuncusuna inanan, inandığını belli eden aynı zamanda seven bir yönetmen vardı karşımda. Bunun için ben Ömer Vargı'ya teslimdim zaten. O da benim ona teslim olduğumu biliyordu. 1988'den beri yarı amatör yarı profesyonel tiyatro yapıyorum. Oyunculuk adına cebimde biriktirdiğim taşlar vardı. Ömer Vargı bu taşları bizden çok güzel aldı. Bu işin oyuncular üzerinde etkisi de böyle oldu. Bizi ne çok fazla heyecanlandırdı ne çok fazla gerdi. Sevgiyle çalıştı.
Ömer Vargı iyi bir yöntemen olmanın yanı sıra eşi Mine Vargı'yla birlikte iyi bir yapımcı. Tüm oyuncularla tek tek ilgilenildi. Acayip konfor sağladılar. Onların bu yaklaşımı sete gelen bütün oyuncuların işe inanmasına neden oldu. Mesela ben lens takıyorum. Lensin göze yapacağı tahribat için birden fazla doktora gidildi, sorulup soruşturuldu. Sonuçta tek mekânda geçen bir film çektiyorsunuz. Oyunculara yükleniyorsunuz.
Filmde çift kamera kullanılması, oyunculara ne gibi avantajlar kazandırdı?
En büyük artısı ikili sahnelerin hiç kesilmeden hiç parçalanmadan çekilmesi. Sahneyi ezberleyip işi eskitmeden, hepsini oynuyorduk. Filmdeki o doğallığın ve samimiyetin sebeplerinden biri de budur.
Sudi'de kendinize yakın bulduğunuz özellikler var mı?
Ben şuna inanıyorum. Şimdiye kadar oynadığım bütün rollerde kendimden bir şeyler buldum. Bir oyuncu her zaman da bulur zaten. Çünkü sinema, tiyatro sonuçta insanı anlatır. İnsani olan her şey bizde de var. Sudi'yi tanıyoruz.
Çünkü Sudi, bizden biri. Köyden göç edip İstanbul'a çalışmaya gelmiş. Yalnızca yaşamaya çalışıyor. Bu çok zor bir durum aslında. Sadece karnınızı doyurmak için çalışıyorsunuz. Hayat kurma şansınız yok. Ama birdenbire başına bir şeyler geliyor. Bu işler Sudi'nin zekâsını aşıyor. Dostu Ali'ye sığınıyor. Ali'nin kendisine yol göstereceğini düşünüyor. Bunun yanında o bir genç ve birilerini sevmeye ihtiyaç duyuyor. 30 yaşında bir adam, kimsenin elini tutmamış, birlikte olmamış, hâlâ porno dergilerle hayatını sürdüren, ruhsal olarak birçok eksikliği olan, sevilmemiş bir insan. Türkiye'de gerçekten sevgisiz büyüyen ve bunun farkında olmayan çok insan var.
Ama şunu belirteyim böyle bir hayattan kesinlikle geçmedim.
Sizinle yaptığımız ilk görüşmede Maltepe'deki gecekondu günlerinizden bahsetmiştiniz. Onun etkisi olmuş olabilir mi?
Belki de. Ben Üsküdar'da büyüdüm. Sonradan ailece Maltepe'ye taşındık. Orası bir gecekondu mahallesiydi. Her gün bir inşaat yapımının tanığıydım. İnşaatta çalışmış birçok insanla beraber olmuşluğum var. 'Yav bizim evin inşaatı var' diyen arkadaşlara, tanıdıklara da yardıma gitmişliğimiz var.
'Sultan Makamı' dizisi, 'İnşaat' filmi sizin yıldızınızın parlamasına sebep oldu?
Ben bundan önce 'Çiçek Taksi', 'Affet Bizi Hocam', 'Yılan Hikâyesi' gibi dizilerde rol aldım. O dönem yılın en iyi reklamı seçilen 'Kokoreççi-Kestaneci'de oynadım. Bütün bunlar bir oyuncuya geçici bir popülerlik kazandırabilir. Ama bir oyuncu için atlama taşı değildir.
Ama şimdi 'İnşaat' filmiyle bunu başardınız?
Daha önce atlamak istedim ama birdenbire askere alındım. 18 ay askerlik yaptım. Askere gitmeden önce üç-dört filmde oynamam için teklif gelmişti. Ama olmadı. 'İnşaat' için teklif geldiği zaman askerdeydim. Meğer yönetmen Ömer Vargı benimle çalışma konusunda gerçekten çok samimiymiş. Askerliğim bitince yeniden konuştuk. Ben çok heyecanlıydım. Çünkü sinemaya doğru yönetmen ve senaryoyla başlamak istiyordum.
'İnşaat' için Türkiye'nin 'arka bahçesi' diyebilir miyiz?
Ülkemizde çok acayip bir şiddet var. Ne yazık ki, bunun temizliği, sorumluluğu, yükü vatandaşın üzerine yıkılıyor. Durup dururken yukarıda bir şeyler oluyor ama bunun acısını alt tabakadaki insanlar çekiyor. İnsanlar açlık ve yokluk içinde kalıyor. Bütün bunları film çaktırmadan anlatıyor. Bunun için filmi çok seviyorum. Umutsuz insan her şeyi yapar. Ali ile Sudi filmin başından beri içine düştükleri durumdan kurtulmak istiyorlar. Ama inşaattan kaçmaya kalkarlarsa bütün pislikler üstlerine kalacak. Bence Türkiye gerçeğine çok sağlam bir metafordan bakıldı, bu da filmin başarısını getirdi.
bilgiyi kalınlaştırdım
(Bu Mesaj 20-12-2008 04:20 PM değiştirilmiştir. Değiştiren : Ay(Şe)vket.)
|